İÇİMİZDEKİ KARAKOL

Bu yazıya tüm kalbimi ortaya koyarak başlıyorum. Tüm evrenleri, tüm varlığı ve yokluğu, hiçliği, karanlığı, ölümü, yaşamı Yaradan’ın adıyla…

Geçenlerde YouTube kanalımda yayınladığım Eşcinsellik Sapkınlık mıdır, Kader midir videoma özelden ve genelden gelen onlarca teşekkür mesajına öncelikle sonsuz teşekkürler. Videomun üzerine Mabel Matiz’in klibinin çıkması ve çıktığı gün yasaklanması da manidar oldu. Bu nedenle bir video daha çekmek istedim ancak yazarak anlatmak daha kolay geliyor şu sıra. Malum ev taşıdım, ev taşımak da bir yas, ve yasımı tutuyorum.

Evvela, gelen bazı eleştiri yorumlarını cevaplayıp klibe ve oradan da en derinimize içimizdeki karakola inmektir niyetim. Eleştirilerden biri eşcinselleri savunuyormuşum gibi olması, diğeri Hud suresindeki Lut kavmi ve lanetler…

Öncelikle ben bir bilim insanıyım, savunacağım tek şey adalet ve karşı çıktığım tek şey de adaletsizlik olur. Eşcinsellere yapılan adaletsiz ithamları, yargıları ve saldırları haklı bulamıyorum. Bir İmam Hatip mezunu olarak benim eşcinsellikle ilk tanışmam lisede olmuştu. Sınıfımda iki kız öğrenci birbirine çok aşıktı ve bir diğeri için bileklerini kesti. Kızlardan biri siyasilerden birinin yeğeniydi. Ben ilk o zaman eşcinsellik diye bir şeyin olduğunu görmüş ve oldukça şaşırmıştım. Bize de o zamanlar Lut kavmini örnek gösteriyorlardı. Bilirsiniz biz müslümanlar Kuran’ı mushaf olarak asmayı severiz okumayı değil. İlk ayeti ‘oku’ olmasına rağmen…

Okumayı bir türlü öğrenemedik. Ama ben okudum, okuyorum da. En sevdiğim meallerden biri nörobilim uzmanı Prof. Dr. Gazi Özdemir’e ait. Ona da geçenlerde mealinin toplanması ve yasaklanması için dava açıldı. Çünkü bilindik tercümelerden aykırı bir dille yazılmıştı. Bize ezberletilmiş bir çok şeyi bozuyordu. Merak edenler yasaklanmadan meali alıp okusunlar derim. Ben her zaman Kuran’ı psikoloji gözlüğü ile okuyorum. Hep sorgulayarak, sorular sorarak… Cevaplarımı da alıyorum.

Bu şekilde oturup Hud suresini de okudum. Hud suresinde sadece Lut kavminden değil bir çok kavimden bahşediyor. Ve bir çok peygamberden. Bana sorarsanız oradaki her kavim ve peygamber bizim ilkellikten bilince ulaşma serüvenimiz. Her kavim bizim ‘id’ aygıtımızdaki gölge yanlarımız, her peygamber ise ayrı bir bilinç seviyesi. Ama insan yapısı itibariyle kötüyü başkasına atıp rahatlamayı seviyor. Çünkü kendi içindeki kötüye dayanamıyor. İşte o ibretlik olsun diye parmak sallayarak gösterdiğiniz kavimler var ya bizim içimizdeki kendi kötümüz. Her insan içinde bir kötü barındırır. Çünkü her insan önce beşerdir ve ilkel beyne sahiptir. Beşeri insan olma mertebesine taşıyan şey akıldır, bilinçtir, kalptir.

Biz insanlaşalım derken son dönemlerde iyice beşerleşmeye doğru geri evriliyoruz. Beşerleştikçe içimizdeki kötüyü daha çok başkasına atıyoruz. Sapkın eşcinseller, pislikler, lanetliler… Oysa ki Hud suresini doğru dürüst okursanız orada vurgu yapılan şeyin, savaş, taşkınlık, sınırları aşma, korku salma olduğunu görürsünüz. Lut’un erkek misafirlerini bile, mekanını basıp isteyen onları bize ver diyen bir kavimden bahsediyoruz. Allah özel ve kişisel alana/sınırlara çokça vurgu yapar Kuran’da. Bu nedenle zina olayında bile 4 şahit ister. Bir insanı zina yaparken 4 şahidin görmesi ancak sokakta sevişmesi ile olur. Bu nedenle vurgu kadim bilgide çoğunlukla toplumsal olanadır, bireysel olana değil. Dolayısıyla Hud suresinde kavmin eşcinsel omlasından dolayı (lanet zaten yok) helak edilmesi değil; tabiri caizse azgınca saldırılması, kişisel sınırların çiğnenmesi, erkeklere tecavüz edilmesi hatta çocukların da bu işe alet edilmesi ile olmuştur.

Videomda Hz Peygamber zamanında Hati ve Mati adındaki eşcinsel hizmetlilerden de bahsetmiştim. Hati ile Mati kadınların hizmetindeyken, ne zaman ki kadınlar hakkında kötü konuşmaya başlarlar o zaman sürülürler. Görüyor musunuz mesele eşcinsel olmaları değil, mesele kötü bir davranışta bulunmalarıdır. Yani ahlaksız bir davranış. Bu da birilerinin hakkında kötü konuşmaktır. Yani burada da anlaşılacağı gibi dedikodu eşcinsellikten daha ahlaksız bir davranış olarak görülmektedir. Ama biz dedikoduyu seviyoruz değil mi? Biz müslümanların ahlak anlayışı, iki bacak arasına indirgendiğinden, yalan söylemeyi, kandırmayı, dedikoduyu, haksızlığı, başkasının kocasına, kadınına bakmayı, başkasının olana göz dikmeyi, kıskançlığı, hasetliği, liyakatsizliği, dolandırıcılığı ahlaksızlık olarak saymıyoruz. Ahlaksızlık deyince aklımıza, ilk gelen şey cinsellik.

Kuran’da kafirlerden de aşağı bir güruhtan bahsedilir; münafıklar. Hah yukarıda saydıklarıma ses çıkarmayıp eşcinselleri kötüleyenler tam da bu güruha giriyor. Ben de bazı eşcinsellere kızgınım, neden biliyor musunuz? Efektif olmayan Pride yürüyüşleri yapıp, öfkeli protestolara başvurdukları ve olayı sekse indirgedikleri için. Sanki tek dertleri, aynı cinsteki kişilerle sevişip sevişememek. Protesto şiiri olarak sokakta ‘senin kukunda(kibarca yazıyorum) oyalanmak istiyorum’ u okuyan aklıevvel eşcinsel kardeşime şunu dedim. Ben senin hakkını bilimsel donelerle savunurken, senin aklın kuku da popo da ise sen de aklıevvelsin. İşte Lut kavminin helak sebebi çığırtkanlık gibi bir şey bu. LGBT dernekleri ne yapıyor? Onlar da işi sekse indirgeyerek insanların zihnine eşcinsellik sapkınlıktır cümlesini bolca kazıyorlar. Kazıyın kazıyın, siz de kazıyın. Bir tane bilimsel bir açıklamaları var mı? Toplumu aydınlatıyorlar mı? Sadece soruyorum…

Yani iki ucu b..klu değnek denilen şeyi yaşıyoruz. Ne onlar kendilerini bilimi kullanarak anlatabiliyorlar, ne biz bilimi biliyoruz. Öylece birbirimizi dövüp duruyoruz. Sonra bir bakıyorsunuz, siyasetin, medyanın tepelerinde, eşcinsel ilişki tapeleri tepemize düşüyor. Nasıl bir ülke olduk Allahım… Olan da Mabel Matiz’in klibine oluyor. Türkiye’de ilk eşcinsel klibi Emel Müftüoğlu çekmiştir. Şarkının adı Korkuyorum. Benim gibi x kuşağından olanlar hatırlar. Artı Ceylan Ertem’in tam da çığırtkanlık dediğim şeye denk gelen klibi bangır bangır yayınlanırken olan Mabel Matiz’e oldu.

Klibi bir kaç kez izledim. Sanatla aranız iyiyse, klibi benim gibi şaheser bulmuş olabilirsiniz. Muazzam bir sembolizm kullanılmış. O çiçekler, madalyonlar, saatli baston, deniz, renkler… Geçenlerde Twitter’da biri şunu yazmıştı, Mevlana ve Şems’i unutmadık. Onlar da sapkındı… Yazık… Çok yazık…

Mabel Matiz’in klibinden aldığım tat, sanki birazdan biri sema yapacak, ya da düğüne gider gibi bir cenazeye gideceğiz tadıydı. Klip eşcinsellik vurgusundan çok, beşeri aşktan ilahi aşka geçişi anlatıyor gibi. Bu nedenle bolca sembolizm konulmuş. İlkel beyin için aşk ve şehvet aynıdır. Oysa ki beşerden çıkıp insan olmuş biri için aşkın tek amacı insanı İlahi olana yönlendirmektir. Aşık olunan nesnenin ölümcüllüğü ve aşkın ölümsüzlüğü arasında gidip gelen beşer, bu say (Hac’da yapılan da odur, maddeden manaya koşmak, gidip gelmek) halinde Yaradan’a aşk aracı ile ulaşabilmeyi başardığında beşer insan ‘ol’muş olur.

Biz her şeyi o kadar bedene indirgedik ki. Sanki sekssiz aşk olmazmış gibi. Oysa ki her seks yaptığınız kişinin, bilinçaltı programlarını, enerjinisini, karmalarını üzerinize alırsınız. Onlarca kişiyle seks yaptığınızı düşünün, aşk adı altında… Ne izler kalacak sizde… Bu nedenle kadim bilgide seks hayatını birleştireceğin kişiyle yapılması uygun olan bir davranıştır. En büyük seks organı beyindir. Penis ve vajina değil. İnsan beyniyle sevişir, bu nedenle derin sohbet ettiğiniz kişilerden aldığınızı hazzı çoğu zaman partnerinizle seks yaparken almazsınız. Çünkü beyin sevişmiştir sohbette. Matiz’in klibinde de seks görmeyiz, derin bir yangından, yasaktan, acıdan, ölümden bahsedilir. Çünkü aşk tüm bunları içinde barındırır. Ve ucu Züleyha’nın hikayesinde olduğu gibi Yaradan’ın kapısına çıkar.

Başka kapımız yok gençler…. O kapıyı çalacağız, orada kendimizle yüzleşeceğiz. Kendi içimizdeki kötüyle, kendimizi hapsettiğimiz karakolla… Yargılarımızla, içimizdeki cellatla, hakimle, katille, masumla, caniyle… Hepsi içimizde. Bu nedenle başkası hakkında konuşmadan bir dur, bir içindeki karakola bak… Kara, adı üstünde senin içindeki karanlık yer… Kara deliğin diyelim hadi daha bilimsel bir tabirle. İçindeki kötüyü ehlileştirmedikçe, o kara delik tüm iyi olan şeyleri yutacak. Sonun da sen de bir kara deliğe dönüşeceksin.

Üzülerek görüyorum ki giderek büyük bir kara deliğe dönüşüyoruz. Ben çocukluğumu, 90’ları, 80’leri ilk kez özlüyorum. O zamanlardaki aşkları da özlüyorum… Bedenden ari… Sadık, mahcup, naif aşkları özlüyorum… Ve anneme bir kez daha teşekkür ediyorum. Bu kadar görülmemiş, bu kadar aldatılmış, sevilmemiş, aşkı 15 yaşında yarım kalmış bir kadın olarak beni böyle bir kadim gelenekle yetiştirdiği için… Ben bu sene anneme sıkça teşekkür ediyorum. Bana insan olabilmeyi, insan kalabilmeyi öğrettiği için… Aşk’ı Yaradan’a giden bir yol olarak anlattığı için…

Ve Mabel Matiz’e de böylesine canımı, ciğerimi oyan, kalbimi derinden sarsan bir şarkı yaptığı için teşekkür ediyorum. Derdimiz seninle değil Mabel, içimizdeki kötüyle… Kapüşonu kendi kafamıza örtüp, kendimizi maskelemekle bizim meselemiz… İki yüzlü olmamızla…

Hud kelimesinin kapüşon anlamına da geldiğini biliyor musunuz? İşte böyle… İndirelim o kapüşonları, görünsün ne varsa…

Vesselam…




511 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör