KORKARSAN BİREYLEŞEMEZSİN!

Güncelleme tarihi: 30 Ara 2021

Bir önceki yazımda sizlere Don’t Look Up filminden bahsetmiştim. Yazıyı yazdım bitti olmuyor benim dünyamda, o filmin etkileri zihnimde bana yeni yeni açılımlar yapmaya devam ediyor.

Kitlelerin neden bu kadar kolay yönetilebildiği üzerine düşünürüm hep. Elbette ki dünya siyasetini ve gücünü elinde bulunduran ya da ülkeleri yöneten güçler insanları yönetmek için bir çok mekanizma kullanıyor. Bunu sağlamak için, medya, teknoloji, nöropazarlama, psikoloji, sosyal psikoloji gibi bir çok araçları kullanıyorlar. Bir ülkeyi dürüstçe yönetmeniz imkansızdır. Mutlaka kitleleri istediğiniz yöne yönlendirmek için ve yerinizi sağlam tutmak için bazı araçlara başvurursunuz. Peki bu araçların üzerinde işlemediği insanlar var mı? Var.

Bireyleşmiş insan, zihninin ve tabi ki iradesinin yönetilmesine izin vermez. Peki insan nasıl bireyleşir? Bu konu bizimki gibi cemaat toplumlarında akıl almaz zorlukları olan bir meseledir. Bir kere itaat kültürünün yaygın olduğu bir devlet geleneğinden geliyoruz. Padişah ve kul hiyerarşisi üzerine yönetilmiş bu topraklarda bireyleşmekten bahsetmek pek olası değil. Sonrasında Cumhuriyet kuruldu da bireyleştik mi diye sorarsanız maalesef buna da cevabım hayır olacak.

Konunun kökeni olan anne ile olan ilişkimize girmeden önce müslümanlığın yaygın olduğu bu topraklarda dinin ne kadar yanlış algılandığından yola çıkmak lazım. Zira cemaatleşmeyi ve itaati, özgür iradenin yok sayılmasını, kişinin özgür seçimler yapmasının engellenmesini müslüman coğrafyada daha çok görüyoruz. Peki bunun inanmakla bir ilgisi var mı? Cevabım neye, nasıl inandığınıza bağlı olacaktır.

Din, binlerce yıldır güncellenerek gelen insanları uyarmak, erdemlerine sahip çıkmasını sağlamak ve ilişkileri düzenlemek, bireyin ruh ve beden sağlığını dengelemektedir. Budha’nın öğretisinde de aynı şeyi bulursunuz, bilmem hangi kıtanın hangi toplumundaki inançta da benzer şeyleri bulursunuz. Din, bireyin kendini ruhsal açıdan geliştirilmesi dışında bir araç olarak kullanılmaya ve kurumsallaştırılmaya başladığında orada tehlike doğmaya başlar. İlk ayetin Oku ile başlaması bu nedenledir. Oku, tavsiyesinden sonra insanın biyolojik gelişiminden ve korteks yapısından bahsedilir aslında. Yani burada aslında biyoloji, psikoloji ve insanın gelişim tarihini iyi bilmemiz gerektiği salık verilir. En zor bilim insanın kendisini bilmesidir denir. İşte bu nedenle din size en zor şeyi salık verir. Antik Yunan tapınaklarında yazdığı gibi ‘Kendini Bil’. Din ve inanç olmasa medeniyetler olmazdı. Bu nedenle Göbekli Tepe’yi bulduğumuzda tamamen dini ritüellerin kalıntılarının tarihi nasıl aydınlattığına şahit olduk. Olmaktayız da…

Semavi dinler diye bir şeyden bahsedip, insanları farklı dinlere ayırıp savaştırmak dünyayı yöneten güçlerin manipülasyonudur. Tek bir din vardır, ve her devirde güncellenerek gelmiştir. Açınız Kuran’ı Kerim’i bu noktada iyi okuyunuz. Ancak bizler okumadan konuşmayı pek severiz. Çünkü din, bu topraklarda bazı kurumların eline verilmiş ve meslek olarak kullanılmıştır. Bu nedenle her bireye ayrı ayrı hitap etmesi gereken ilahi mektubu okuyamayıp araya aracılar koymuşuzdur. Hatim yapmayı Ramazan'da hızlı hızlı sadece mektubu orijinal diliyle tekrar etmekten ibaret saymışızdır. Sahi ne okuyoruz Ramazan ayında?

Son peygamberin La ilahe İllallah sözleri ile insanlığa bu yeni versiyonu tanıtmasının altında saklı olan sır özgürleşmektir. Bu nedenle La diye başlar. Hayır, itaat etmiyorum, sadece Allah’a itaat ederim. Allah’tan başka tapılacak (anne, baba, otorite, patron, para, güvenlik ihtiyacı, mal, mülk, cinselik , alkol, uyuşturucu, yalan, dedikodu…. ) yoktur. Biz bu kadar özgürleştirici söylemi, yanlış ve yanlı tercümelerle kölelik ve itaat kültürü içine yedirip kendimize yeni bir korku kültürü oluşturduk. Bizi Allah ile korkuttular. İnsanlığı en iyi korkutarak yönetirsiniz çünkü.

Korkan kişi bireyleşememiştir. Korkusu olmayan kişi bireyleşmiştir. Biz dünyaya geldiğimiz ilk günden beri adına anne denilen tanrısal olarak gördüğümüz bir varlıkla ilişki kurarız. O anne dediğimiz bakım verenimiz bizi istediği gibi programlayabilir. Kendi korkularını, bilinçdışı verilerini, kendi hayallerini, isteklerini bize yükleyebilir. Bizimkisi gibi dinin yanlış algılandığı ve cemaat ve korku kültürünün hakim olduğu bu topraklarda bizler anne ile de korkutulduk .Annelerin hakkı ödenmez, cennet anaların ayakları altındadır. Anneye baba itaat Allah’a itaattir. Aslı astarı olmayan, onlarca uydurulmuş hadis mevcut. Bu nedenle ben her zaman kutsal metni esas alırım. Orada ne vardı ‘ Ancak yanınızda yaşlılığa erdiklerinde anne babanıza ihsan edin’. Ne itaatten bahseder, ne onları memnun etmek için kendinden vazgeçmekten, öne hacca götürmekten, ne sırtında taşımaktan. Din, Allah dışında kimseyi kutsallaştırmaz. Eğer kutsallaştırıyorsa kendisi ile çelişir. Allah neden kendisine birilerini rakip göstersin. Peygamberi bile kutsallaştıramazsınız. Kutsallaştırmak bireyleşmeyle çelişir. Her türlü, lider, hoca, yönetici, adına ne derseniz deyin kutsallaştıramazsınız.

Peygamber, anne babanızı benden çok sevmedikçe iman etmiş sayılmazsınız der. Burada enteresan bir psikolojik veri vardır. Muhammed (sav) bir bilinci temsil eder. Tıpkı İsa bilinci, Musa bilinci olduğu gibi Muhammedi bilinçtir aslında anlamamız gereken. Peygamberler birer bilinç seviyesidir. Ben bunu 2010 yılında Suriyeli bir alimden öğrenmiştim. Çarpılmaktan o kadar korkuyoruz, o kadar suçlu hissediyoruz ki kendimizi dini OKB, anksiyete, panik bozukluk müslümanlar arasında aldı başını gitti. Anne babanızı bir kenara bırakın, özgürleşin, onların size aktardıklarından, onların sizin için kurduğu dünyadan, illüzyonlarından, onlara göre hareket etmekten vazgeçin, Muhammedi bilince sarılın deniyor aslında. Ama bizim toplumlara bir bakıyoruz, annemizin sözünden dışarı çıkmak bizi oldukça korkutuyor.

Dinin bir manipülasyon aracı olarak kullanıldığı bu topraklarda, rejimi, sistemi değiştirseniz de bir şey fayda etmiyor. Kutsallar silsilesi içinde yaşıyoruz. Seçilmiş daha doğrusu kendi senaryosunu seçerek gelmiş her türlü öncü, lider bunu seçtikleri için bunun bedelini ödediler. Benim ekstra bir hayranlık, bir kutsallaştırma, kendimi borçlu hissetme gibi bir durumum yok. Neden mi? Çünkü ben anne babamı da kutsamıyor ve onlara karşı kendimi borçlu ve suçlu hissetmiyor, kendi seçimlerimi 8 yılın sonunda özgürce yapabiliyorum. Benim yapacağım seçim, anne babamın geleneklerine, inancına düşünce tarzına uymayabilir. Ben sırf uymuyor diye o seçimi yapmazsam bu benim anne babamın hala bebeği olduğumu ve sistemin bir kölesi olduğumu gösterir.

Allah, insana irade vermiştir. Bu irade ile inanmak da inanmamak da serbesttir. İnançlı olmanın geri kafalı olarak görüldüğü bu topraklarda yıllarca inançlı olduğum için yargılandım. Modern görünebilirsiniz ancak bu sizin zihinsel olarak modern olduğunuz anlamına gelmez. Dışarıdan modern görünüp de zihni oldukça geleneksel olan insanlar tanıdım ve kendi zihnimin bu kadar özgür olmasından dolayı şükrettim. Özgürlük zihinde başlar. Maalesef modernizimin kılık kıyafete indirgendiği bu topraklarda, bu algıdan kurtulamadık. Bana göre modern insan bireyleşmiş insandır. Çağın bilgisini kullanan, akılcı, geleneklere meydan okuyan, anne babasından ayrışmış, ufku geniş, korkuları olmayan, cesaretle risk alan, günün dinamiklerini gören, teknolojiyi maksimum faydada kullanabilen, kendini bilen, yargılarından bağımsızlaşmış insandır. Benim alkol kullanmamam, dekolte giyinmemem muhafazakarlık gibi algılansa da milyonlarca modern olduğunu düşünen insandan daha modern olduğum açıktır. Tabi ki ben bunu kolay sağlamadım. Dedim ya 8 yılımı aldı.

Birey olmamızın önünde duran iki temel kaya anne babanın dışında bir de elalem putumuz vardır. İlahemiz elalem, o ne derse o. Ay burcum yay olduğunda reddiye çekmeye bayılıyorum. Hayat tarzımı değiştirirken elalem sopası bana da salladı ancak o sopaları tek tek kırmasını bildim. Modern olduğunu düşündüğüm bir çok insan beni yakın zamanda hayal kırıklığına uğrattı ve o zaman anladım ki mesele gerçekten bireyleşmiş olmakta.

Hala ebeveynlerimizin bize sağladığı konfor alanında yaşıyorsak bize geçmiş olsun. Birey olmak, sürüye dahil olmak değildir. Sürüden ayrılmaktır. Sürüden ayrılanı kurt kapar deyimi yanlı olarak bireyleşmemizi engellemek için söylenmiştir. Ben sürüden ayrılalı çok oldu. Kurt kapmadı tam tersi içimdeki alfa kurdu açığa çıktı. Dünyada yapılan bütün kötülüklerin ardında bireyleşememenin etkisi büyüktür. Çünkü kötü insan yoktur, kurt da yoktur, bireyleşememiş insan vardır.

Bir klana, cemaate, örgüte, partiye bağlı olmak bireyleşememek demektir. Geçmişten günümüze, hangi lider olursa olsun, onun bilincini anlamak yerine, ona gereksiz hayranlık duymak, idealize etmek, kutsallaştırmak bireyleşememektir. Çünkü bireysen bilirsin ki sen de biricik ve eşsizsindir. Bir evliliği bir eş seçimini anne babadan bağımsız yapamamak bireyleşememektir. İlişkileri sabote etmek bireyleşememektir. Yargılamak, anlamak yerine suçlamak, bireyleşememektir. Manipüle etmek, kartları açık sunmamak, açık net olmamak, özgürce istediğini, düşüncesini duygularını belirtmemek bireyleşememektir. Bu ülkede anneler çocukların bireyleşmesine izin vermediler. Şimdi ben bireysel yetişirdim diyen anneler dönüp çocuklarına baksınlar. Evli, mutlu, iyi ilişkileri olan, güzel işler yapan, işte aşkta, evlilikte başarılı olan çocuklar mı görüyorsunuz karşınızda. Görmüyorsunuz değil mi? Kendinize bağımlı yetiştirdiniz çünkü. Birey yetiştiremediniz, bireysel yetiştirdiniz. Bireyselleşen insan yalnız insandır. Bağlanma sorunları vardır. Anlayabiliyor musunuz farkı?

Özgürlük, kıyafetle değil zihinle başlar. Zihnen özgür olmayan, ne yaparsa yapsın, isterse dünyanın en modern insanı görünsün (ki olamaz) özgür değildir. Kendini özgürleştirmemiş kişi insanlık için çalışamaz. Hayatın bizi sıkıştırdığı her yerde bir bireyleşememe öyküsü vardır. Dünya en çok da kadınların bireyleşmesinden kokuyor. Bu nedenle kadınları aslı astarı olmayan dini hükümlerle korkutarak baskı altında tutuyorlar. Egemen sistem de tam tersi kadını metalaştırarak onu yok ediyor. Bir toplumun özgürleşmesi kadınların özgürleşmesine bağlıdır.

İnandığınız her sistem sizi daha fazla kapana kıstırıyorsa, sizi bir şeylere mahkum ve mecbur bırakıyorsa ya yanlış şeye inanıyorsunuz ya da inandığınızı anlamamışsınız demektir. Korku ile inanç bir arada olmaz. İki önceki yazıma bakınız, bu konuda bazı şeyler yazdım.

Şimdilik benden bu kadar. Bu ülke ne zaman düzelir? Tek tek bireyleştiğimiz zaman canlar.

276 görüntüleme1 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör