SADECE YUKARI BAK

Güncelleme tarihi: 30 Ara 2021

Allahım artık başka bir gezegende yaşamak istiyorum buraya tahammülüm kalmadı dediğim bir günde çıktı bu film karşıma. Adı; Don’t Look Up. Fragmanına baktığımda ahahah işte ben diye geçirdim, bir çok deli insanın olduğu gibi.

Dünyaya çarpacak olan kuyruklu yıldızı duyurmaya çalışan bir bilim insanı ve onun asistanının Amerikan başkanı ile görüşmesi ile başlıyor film. Film sayesinde Biden’den sonraki başkanın bir kadın olacağını anlıyoruz aslında. Gözümden kaçmadı yani. Hasılı bu bilim insanı ve asistanı insanları başlarına gelecek olan felaket konusunda uyarmaya çalışırken ve zor da olsa bunda başarılı olmuşken, teknoloji devi bir şirket sahibi kuyruklu yıldızı durdurmak yerine onun rotasını değiştirip elde edilecek kaynaklardan dünya için fırsatlar olduğunu sunar ve projesini başkana kabul ettirir. Bu noktadan sonra işler değişir. Asistan kız reddiye çeker duruma ve kendi yoluna gider. Çünkü bunun büyük bir manipülasyon olduğunun farkındadır. Ancak bilim insanı adamımız, kollektif bilinçaltımızdaki Zeus karakterini aratmaz ve bir kadına ve şöhrete tav olur.

Asistan ise insanları bir şekilde uyarmaya devam eder. Bilirsiniz, kadınlar her zaman önsezileri sayesinde daha ileridedir ve daha cesurdur. Bu cesur ve ileride olan kadın mitolojide Lilith ile sembolize edilir. Mitlere göre Lilith Havva’dan önce yaratılmış, gözüpek, isyanlar, reddeden, korkusuz Adem’e karşı koyandır ve lanetlenmiştir. Bundan dolayıdır ki doğum haritalarımızdaki Lilith bizim gölge yanlarımızı temsil eder. Havva ise boyun eğen, naif, güçsüz ve aynı zamanda caydırıcı olarak resmedilmiştir. Ki bana sorarsanız Adem ile Havva öyküsü binlerce yıldır, insanın kendi içindeki karanlığı görmesini ve bu sayede bilinçlenmesini anlatan bir kıssadır. Bir arketiptir. Filmde de bu arketipleri görmek mümkün.

Filmde dünya devletleri bahsedilen kuyruklu yıldızın rotasını değiştirecek olan yeni proje için birlikte çalışmaya karar verir ve insanlar yeni teknoloji sayesinde kuyruklu yıldızın fırsata dönüştüreceklerine inandırılır. Ve insanlara yukarı yani gökyüzüne bakmamaları tembihlenir. Politikacıların, dünyayı yönetenlerin istediği de bu değil midir? Bizi aşağı baktırmak için her yolu denediler, şimdi sıra teknolojiyi ve bilimi kullanarak bunu yapmakta. Burada bir parantez açmak istiyorum. Yine astrolojiye götüreceğim sizi. İnsanlık balık çağına İsa’nın doğumu ile girdi. Balık, maneviyat, din ve ruhsallığı temsil eder. Ve balık çağında durum öyle bir hal aldı ki, insanlar din, argümanlar kullanılarak uyutuldu, hipnoz edildi ve bilimsel bilgiden uzak düşürüldü. Uzunca bir süre din otoriteleri dünyaya şekil verdi aslında. Din insanları uyuşturacak bir madde olarak kullanıldı, tam tersi olması gerekirken. Oysa ki din dediğimiz kadim bilgi, insanı uyandırmak, kendini tanıttırmak, erdemleri geliştirmek ve tekamül sürecinde bir adım öteye gitmesini sağlamak için vardı. Fakat bu böyle olmadı. Savaşlar uzunca bir süre din üzerinden yapıldı. Ötekileştirmeler, yaftalamalar, yargılamalar…. Böyle sürüp gitti.

21 Aralık 2020’de Satürn ve Jüpiter Kova burcunda birleştiğinde aslında dünya için yeni bir dönem başladı; bilim dönemi. Bu dönem, insanların uyanışa geçmesini sağlayacak ve kadim bilgi ile bilimi birleştirip, din ile yönetilen toplumları da bilime uyandıracak. Böyle söyleniyor en azından. Fakat burada bir tehlike var, kova zamanı bizi kova çağına hazırlıyor. Bu da demek oluyor ki, insanlar dini manipülasyondan kurtulup bilimsel manipülasyonun tuzağına düşecekler; uyanmış olanlar müstesna.

En basitinden korona virüsü ele alalım. İnsan eli ile üretildiğini artık açık olarak bildiğimiz bu virüsün üretim amacı, aslında insanları eve kapatıp teknolojiyi daha fazla kullanmalarını sağlayarak insanlığı Metaverse’e hazırlamaktı. Virüse karşı ürettikleri aşıların bizlere ne yapacağını bir kaç sene içinde göreceğiz. Ki mrna aşısının mucidi Dr. Robert Malone, kendi ürettiği teknolojinin Spike proteini nedeni ile insanlara uzun vadede zararlar vereceğini ve insanları bir çok hastalığa gebe bırakacağını söylediğinde, ışık hızıyla hesapları silinmeye başlanmıştı. Avrupa’da görüştüğüm bir bilim insanı aşının içinde bulunan Spike proteininin kan nöron sınırını aştığını ve bunun uzun vadede bir çok nörolojik hastalığa sebep olmasının olası olduğunu söylemişti. Bu nedenledir ki aşı olacağımız zaman ferman şeklinde bir kağıt imzalatıyorlar. Bunu aşı karşıtlığı olsun diye söylemiyorum, filmde dendiği gibi yukarı bakasınız diye söylüyorum. Ben de zorunlu olarak aşı olduğumdan dolayı kimseye aman ha aşı olmayın diyemem.

Aşıların içinde çip olduğuna falan inanmıyorum ancak astrolojik olarak da görülen o ki, önümüzdeki 20 yıl içinde evrilmiş yeni insan modelleri ortaya çıkacak. İnsanlığın evrim geçirtilmeye çalışılması bana göre oldukça aşikar. Keza Oxford üniversitesinin yakın zamanda yayınladığı makalede aşıların koruyuculuk oranının yüzde 36 olduğunu söylendiği bir gerçek. Gerçekten aşılar bizi koruyacak mı? Zaman bize ne olduğunu gösterecek.

Bilim, insana aklını kullanmasını öğretirken, kadim bilgi insana erdemleri öğretir. Bu nedenle erdemleri olmayan, Faust gibi kendi karanlık yanıyla anlaşma yapmış, hırsına, kibrine, kontrolcülüğüne kapılmış bilim insanlarının bu dünya için çok da yararlı olacaklarını düşünmüyorum. Filmde ki bilim insanı da, erdemleri bir kenara bırakıp sistemin insanı olmaya başladığında, içinde hala çalışmakta olan vicdanı onu uyandırmayı başarıyor.

Ben filmi izlerken bir kaç yılımı gözden geçirdim. Kendi saf salak hallerime güldüm durdum. Normalde politik davranan biri değilim. Bu nedenle ben de yakınlarım ve sevdiklerimin hayatlarında olumsuzluklara neden olan şeyleri gördüğümde uyarırım. Ancak bunu ay burcumun yay olmasından sebep, daha onlar hazır olmadan söylediğim çok oldu. Karşımdaki hazır olmadan çok şeyler söylediğim ve sonunda manipülasyoncu ve kontrolcü ilan edildiğim zamanlar oldu. Oysa ki bildiklerimin sadece çeyreğini söylemiştim.

Bu süreçte hayatıma gelen insanlar ciddi anlamda beni inciterek bana her bildiğim doğruyu her yerde söylememem gerektiğini öğretti. Onlara teşekkür ediyorum. Ben kadim bilgiden geliyorum bu nedenle her ne olursa olsun, insanların kalplerini sevmeyi seçiyorum. Kimseyi suçlamıyorum, bence herkes eşsiz, biricik ve özünde iyi. Kendi seçimlerimizin sonuçlarını yaşıyoruz sadece. Her insan bize bir şeyler öğretiyor. Yeter ki yukarı bakmasını bilelim.

Geçen yıllarda anladım ki sadece kişisel olarak benim yukarı bakmam bir çok şeyi değiştiriyor. İnsanları kendi seçimleri ile (çok çok sevdiklerim bile olsa) bırakmak en iyisi. Ve filmim son sahnelerinde İsa’nın son yemeğinin temsilinin gösterildiği gibi, bana düşen sevdiklerimle anda ne yapmam gerekiyorsa onu yapmak. Sevdiklerimin kıymetini bilmek.

Kadim bilgi der ki, insan dünyaya geldiği anda gökyüzünün bir fotoğrafı vardır ve bu fotoğrafta kişi kaderini okuyabilir. Bu kader ne kadar zor olsa da sistem çıkış yolları koymuştur. Bu çıkış yollarını görüp çıkmak aslında kolaydır. Ancak insanız ve zorlanarak tekamül etmeye alışkın olduğumuzdan illa ki o cennetten kovulmayı yaşayacağız. Herkesin kendi cennetinden kovulma hikayesi farklıdır. Sonuç değişmiyor, bir yerlerde hakikati anlıyoruz.

Umuyorum ki, bu ülkede, bu sistemde ve ailemizde, kendi bireysel öykülerimizde bizlere yukarı bakma diyenlere inat tüm boyunduruklarımızı bir kenara bırakıp, bize yapılan tüm hipnozları bozup yukarı bakabiliriz. Önümüzdeki yıllarda vereceğimiz sınav bunun üzerine. Yukarı mı aşağı mı bakmayı seçeceğiz? Ben çoktan seçimimi yaptım. Film yapımcılarına sonsuz teşekkürler. Bu seçimi bana tekrar hatırlattıkları için.

Sizlere de iyi seyirler. Çok fazla anlatmak istemedim filmi, tadı kaçacak çünkü. İzlemeye değer bir film. Sonu elbette ki Adem Havva hikayesinin başına döndürüyor bizi, aslında bu zaten insanlığın kendi öyküsü.

Sevgiler. Sadece yukarın bakın!


169 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör