YATAĞA YAPIŞIK ÇOCUKLAR

2013 yılında elime meşhur bir pedagogun kitabı tutuşturulmuştu. Kitabı yarısına kadar zor okuyabildim zira kitabın bende oluşturduğu suçluluk duygusundan dolayı cinnet geçirmeme az kalmıştı. Duvara fırlattığımı hatırlıyorum son olarak.

Kendince bir pedagoji ismi kurgulanmıştı. Bu pedagojide çocuk en az iki sene annenin koynunda uyuyacaktı, sonraki iki sene yatak odasında. Sonra aşamalı aşamalı ayrılacaktı. O dönem anneler ilk iki kısmı çok iyi yaptı zira çocuk ya güvenli bağlanmazsa diye çok korkmuşlardı. Korkutma pedagojisiydi bu başka bir şey değil. Eğer çocuğunu koynunda yatırmazsan güveli bağlanmayacaktı. Korkacaktı, kendisini güvensiz hissedecekti ve daha bir sürü şey.

Bebek bu anlayışa göre olabildiğince edilgen anneler ise bebekleriyle güvenli bağlanmayı becermedikleri için oldukça zalimdi. Hele çalışan analar, zalim kızı zalimdi.

Kitapları okuyan her anne istisnasız kaç yaşında olursa olsun çocuğu ile birlikte uyumaya başladı. Hatta öyle ki şahsa danışmanlığa giden 18 yaşında oğlu olan anneye bile oğlu ile birlikte uyuma tavsiye edilmişti. Bu anlayış Türkiye’nin köküne dökülen kibrit sularından biriydi. Bana sorarsanız amaçla bir projeydi.

Anneler çocuklarını yataklarına alarak aslında genel psikolojiye göre büyük bir hata yapıyorlardı. Fakat içlerindeki suçluluk duygusu onların mantıklı düşünmelerinin önüne set çekiyordu.

Bir bebek için anne yanı beşik idealdir. Bebek doğduğu andan itibaren sınırlarını bilmeye ihtiyaç duyar. İlk 3 ay simbiyotik yani anne ile bir olduğunu zannettiği bir ilişki içinde olan bebek sonraki aylarda kendisiyle annesinin ayrımına varır. Ve bu ayrımda zaten ayrı yatakta olması bir problem değildir. Annenin, bebeğin ihtiyacı olduğunda ve zamanda yanınsa olması, onu teskin etmesi, duygusal ve fiziksel olarak beslemesi, ona sevgi akıtması zaten bebeğin dünyanın güvenli bir yer olduğunu hissetmesine ve annesiyle güvenli bağlanma geliştirmesine yetecekti. Güvenli bağlanma kuramcıları böyle diyor ben de onların yalancısıyım.

Ama nasıl oluyorsa bir pedagog çıkıyor, güvenli bağlanma kavramını ortaya atan kuramcılardan daha iyi biliyor ve işleri kör düğüm ediyordu. Bizler ülke olarak sınırları pek olmayan cemaatçi bir toplumuz. Bireyleşemedik, bu nedenle de özgürleşemiyoruz, her alanda her konuda toksik bağlarımız söz konusu. Hal böyleyken bu pedagojik anlayış tam da bu duruma hizmet eden çocuklar yetiştirmemize katkı sundu maşallah.

Bebeği neye alıştırırsanız, neyin güvenli olduğunu hissederse onu ister. 2 yıl koynumuzda yatırdığımız, 2 yıl odamızda yani eşim ve bana ait mahrem alanda buldurduğumuz çocuğu elbette alıştığı şeyden ayırmak kolay olmayacaktı.

Uykuda bilinç kapanır, ilkel beyin devrededir. Ve ilkel beyin için yanında uyuyan herkes partnerdir. Uykuda kişiler bilinçaltı aktarım yaparlar birbirlerine. Aynı şekilde sekte de bu böyledir. Bu nedenle yanında uyduğunuz ve seviştiğiniz herkesin tüm virüslü dosyalarını kendinize aktarırsınız. Kadim bilgi bundan dolayıdır ki buna çok dikkat çeker.

Anne baba yatağında uyuyan bir çocuk, zaten ödipal dönemin de verdiği karmaşa ile anne babasına erotik aktarım yapacaktır. Ve ileride yataktaki gibi üçlü ilişkiler ağına kapılması olası olacaktır. Çocuklar anne ve babalarına dair fanteziler kurarlar. Onların da cinsel dürtüleri vardır. Hayallerinde anne babalarını sevgilileri ve eşleri olarak kurgularlar. Ancak bir yandan da bunun yasak olduğu bilgisi vardır. Dolayısıyla anne baba yanında uyuyan çocuğun bir tarafı içsel olarak bunun yasak bir şey olduğunu bilir ve bu onarılmaz suçluluk duygularına mal olabilir.

Bu suçluluk duygusu fobiler, korkular, iflaslar, işlerin bozulması, ilişkilerin bozulması, cinsel işlev bozukluklarına ve cinsel kimlik karmaşasına kadar varabilir. Bkz Kefaret romanı.

Geçen seansta bir danışanım şunu söyledi, ben yataktan ayrılınca kızım benim rolüme girip yatakta sırtını sıvazlatıyor eşime. İşte fantezi dediğim kısım bu; kız çocuk annenin, erkek çocuk babanın yerine geçmek ister. Ve sizler bu fanteziyi gerçeğe dökerseniz çok patolojik bireyler yetiştirmeye başlarsınız.

Alıştı ayıramıyoruz…. Bu şuna benziyor, uyuşturucu bağımlısı bir evladınız var. Uyuşturucu istedikçe veriyorsunuz. Oysa ki yapmanız gereken ona o maddeyi vermemek ve kriz anında yanında olmak. Kriz geçirecek istediğinizi vermediğinize. Yanından ayırmak, memeden ayırmak her türlü ayırmak duygusal krize neden olabilir. Önemli olan buna dayanmak ve çocuğa merhamet adı altında o uyuşturucuyu tekrar vermemek.

Ben de iki çocuk büyüttüm, 2 yaşından beri herkes kendi yatağındadır. Anne ve baba kesin kararlı bir duruş sergilerse hallolamayacak bir şey yok. Bir çocuğa yapılacak en büyük iyilik doğduğundan beri sınırlarını çizebilmektir. Çocuğun yerine kaygılanmak, korkmak, ya da aman korkar, aman güveni sarsılır gibi zihinsel kurgularla işe koyulmak bizi daha çok batağa sürükleyecektir.

Şimdi gerçekten çocuklarınızın iyi olmasını istiyorsanız, gelecekte sağlıklı ilişkileri ve sağlıklı bir cinsel hayatı olsun istiyorsanız lütfen bir an önce sınırları çizin ve onu odasında yatmaya alıştırın. Ülke olarak merhametli görünüp sınırlarımızı çizdirdikçe çizdirdik. Sınır probleminin çözümü bireyden başlar. Aile İçi sınırları iyi koyarsak bu dalga dalga toplumun bütününe yayılır.

Sevgilerimle.

637 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör